Aile

Anne Günlüğü

Annelik yolunda ilk adım attığımda yirmi dokuz yaşındaydım. Babama ultrason kâğıdını gösterip ‘dede oluyorsun!’ deyişimiz dün gibi sanki. Dokuz ay süresince her şey yolunda gitti. Annem ve kitaplardan öğrendiğim bir sürü bilgiyle kendimi doğuma hazırladım, bebeğimiz için yaptığımız alışverişler en eğlenceli kısmıydı. Bu arada zihnimi tek yoran düşünce iş hayatıma tamam mı yoksa devam mı idi.

Ben çocuğumu kendim büyütmeyi tercih ettim. Herkesin seçimi kendine. Kıyaslama yapmak veya başka ithamlarda bulunmak yersiz ve gereksiz. Ben seçimimi yaptım. Benim şartlarım da bunu gerektirmişti.

Hoş gelmişti ya küçüğüm gerisinden bana neydi. Evimizin neşesi, heyecanı, ilki, sevgi pıtırcığı oğlumuzu özenle büyütmeye devam ediyoruz ve onunla büyümeye. Her ne kadar yaş otuz sekizi gösterse de hala bir yanımız çocuk bizim. Günümüze anlamlar katıp, bizi yeni bilgilerle donatıp, onun gözü ve heyecanıyla dünyayı ondan izleyip, keşfetmek bizim için büyük bir lütuf.

Çok mu tozpembe geldi. Daha durun!

İki buçuk yaşındayken eşimin memuriyeti sebebiyle tayinimiz Mardin’in Kızıltepe ilçesine çıktı. Dolu ve bir o kadar boş. Bakış açınızı değiştiren, beni törpüleyen, hayatın başka renklerine dokunduğum, fazlaca can yakan, ölümün dillerde, haberlerde değil bizzat ensemizde soluduğu, yasayarak tecrübe etmenin algılarımıza ve sağduyumuza yaptığı ince ayarla çocuklarımızı her şeyden ve herkesten koruyup gözettiğimiz, sağlam dostluklarla pekişen koca üç sene. Üç asır gibi hayatıma dokundu ve geçti. Çok şükür!

Sonrası Antalya. Güzel ve aşırı sıcak memleket. Ve burada doğan kızım, ikiz oğullarım. Evet, artık altı kişilik bir aileyiz. Bunun sistemle (Üç çocuk, çocuğa ek para) alakası yok. Hepsini biz istedik. Duyar gibiyim akıllardan geçenleri. Bu benim dünyam! Sizin tuzunuz kuru herhalde, kazara mı, sürpriz mi, para bol, neyinize güvendiniz! Şeklinde tanımadığım insanlardan bile o kadar çok yorum duydum ki. Yoruldum, artık komik geliyor.

Şimdi gelelim zor kısmına. Bakıcımız, yardımcımız yok. Sadece temizliğe gelen bir ablamız var. Gerisi ben ve eşimde.  Annem ve babam özlediklerinde ya da çok acil durumlarda geliyorlar.” Antalya’yı komşu kapısı yaptık” diyorlar. Kimse bana tabii değil, ailem benim dört çocuğum var diye hayatlarının akışını bozmak zorunda değil. Ne zaman yanımızda olmak isterlerse o zaman.

Çok zorlanıyor muyum hem de çok. Eşim mesaili ve yoğun çalışıyor. Ama bir o kadar da özverili. Yan gelip yatanlardan değil. Çocuklar küçük ama hep küçük kalmayacaklar. Bu bir süreç. Gülücükleri, sarılışları değiyor bütün yorgunluğunuza, uykusuzluğunuza. Yemekleri, banyoları, giyimleri, oyunları hepsi ayrı özel ilgi istiyor. Bunları eşimle paylaştık. Kim dinleniyorsa diğeri çocuklarla ilgileniyor. Yapılması gerekenler yapılıyor. Fazlası henüz değil.

Özlemez olur muyum, özlüyorum elbette! Kendime kalışlarımı, çay saatlerimi, şiir okumalarımı, tiyatro, sinema ve yaz konserlerini. Yine olacak, biraz daha kalabalık, curcunalı ama çokta neşeli, eğlenceli. Bir arkadaşımın beş çocuğu var. Benim yirmi üç nisan’larım hiç bitmedi diyor. Ne de güzel. Yeter ki Rabbim bize birbirimizin acısını yaşatmasın. Zira her zorluğun ardından bir kolaylık vardır. Çocuklarımın gözlerine baktığımda güçlü olmak için çok sebep görüyorum. Annem ve babamın benle kardeşimi yetiştirdiği gibi çocuklarımı hakkını vererek, adil, paylaşımcı, temiz kalpli, merhametli, vicdanlı, sağduyulu, özgür ruhlu, öz güveni tam birer birey olarak geleceğe taşıyabilmek. İşte benim kariyerim de bu!

 

Gülçin Salkı Yıldırım

Yorumlar için tıklayın

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çıkışta Olanlar

Yukarı