Eğlence

Aşk Bir Hastalıktır, Takıntı Hastalığı

Aşk, tanımlanması gerçekten çok güç bir kelime. Başka birinden aşırı hoşlanmak, çok fazla tutku, mantık çerçevesi dışında, akla hayale gelmeyecek davranışlarda bulunmak, sözler sarf etmek. “Ancak aşık bir insan yapar bunu” dedirten hareketlerle karşılaşmak. “Aşk değil o, saplantı” diyerek bazen inkâr edilen bir garip duygu.

Aşık olunca vücudumuzda ve beynimizde de birtakım değişiklikler yaşıyoruz. Yoksa bu kadar ilginç hareketler hiç normal değil. Fakat elbette bu kadar yoğun duygular, davranışlar, hormonal değişiklikler bir ömür boyu sürmüyor. Aşkın ömrü şu kadardır, bu kadardır diye pek çok sayı duymuşsunuzdur. Hadi aşkın bilimsel kimyasını anlamaya çalışalım.

İlk görüşte aşk mümkün mü? Tabii ki, hatta aksi mümkün değil gibi…

Her şey görmekle başlıyor. Beyin, bir fotoğraf çekiyor, sayenin 5’te 1’i kadar bir sürede.

Aşkın kapıyı çalması sadece 1,5 saniye. Beynin ‘insula’ ve ‘striatum’ denilen bölgelerinde başlıyor aşk. Tabii ki ses, konuşma tarzı, kültür, statü gibi yan faktörler de vardır aşkın oluşmasında ama bunların da hemen hemen tamamı ilk görüş ile bağlantılı. Evet, ilk görüşte aşk bilimsel olarak da var.

Global Health popüler bilim dergisinde yer alan Prof. Dr. Kemal Yücesoy’un “Aşık Olunca Vücudumuzda Neler Oluyor?” başlıklı makalesinde konu enine boyuna inceleniyor. İşte profesörün “aşk” hakkındaki görüşleri…

Aşk, görmekle başlıyor ama kokuda çoook önemli!

“Etkilendiğiniz, bir anda çarpıldığınız kişiyi etkilemek için ilk dört dakikalık sürenin çok önemli olduğunu unutmayalım.

Görmekle başlar aşk, ama bağlayıcı olan kokudur. İnsanlarda ter bezlerinden salgılanan ve ‘kokusuz koku’ olarak tanımlanan ‘feromen’ler bağlayıcıdır. Bu kokusuz koku, etkilenmenin yanı sıra, karşımızdaki kişinin genetik yapısı ve iki kişi arasındaki biyolojik uyum hakkında bilgi veriyor.

Hayvanlar bir yandan havayı, cisimleri ve insanları koklayarak tehlike olup olmadığını anlarken, bir yandan da türlerini sürdürmek için kendilerine uygun olan eşlerini de koklayarak bulurlar.

Günümüzde parfümler “aşk”a engel mi?

Günümüz dünyasında Ferhat ile Şirin, Aslı ile Kerem, Leyla ile Mecnun gibi aşkların olmamasının daha da ötesi anne-babalarımızın, anneannelerimizin-dedelerimizin yaşadığı dönemdeki uzun süreli ilişkilerin yaşanmamasının önemli bir sebebi gelişmiş parfüm endüstrisi ile kendi kokumuzu baskılayan kokulara bürünmemiz olabilir mi?

Aşk geldi ve kapıyı çaldı, sadece 1,5 saniyede… Sonrasında bir anda büyük bir hareketlilik başlar beyinde. Üst akıl dediğimiz ve akıl yürüterek beyni yöneten ‘frontalkortex’ devre dışı kalır. O ana kadar üst akılın denetiminde olan subkortikal merkezlerden 12’si kendi başına hareket etmeye başlar. İnsanda aşk, gerçek anlamda bir ‘akıl tutulması’dır.

Aşk, bir hastalıktır; takıntı hastalığı!

İlginç bir şekilde bu 12 merkez, ‘obsesif komplusif bozukluk’ dediğimiz ‘takıntı’ hastalığında da aktif olarak çalışmaktadır. Yani aşk dediğimiz hem bir çeşit ‘delilik’ hem de ‘takıntı hastalığı’dır. Aşık olduğunuz kişi takıldığınız ‘hedef’, onu elde etmek ise ‘başarı’dır.

Aşık olduğunuz kişiden ayrılır ayrılmaz onu aramak, sesini duymak istemeniz, ‘Eve gittin mi?’, ‘Yemek yedin mi?’ hatta gecenin bir yarısında ‘Uyudun mu?’ diye aramanızın, sık sık ‘Beni seviyor musun?’ diye sormanızın gerçek sebebi her şeyin yerli yerinde olduğunu kontrol etmektir. Bu da ‘obsesif kompülsif hastalığı’nın ta kendisidir.

Kurt Cobain / Courtney Love / Wedding

Aşk, tatlı bir kısır döngüdür ve sürekli bir kontrol etme isteği yaratır

Aşık olunca ‘serotonin’ azlığına bağlı depresif hal izlenirken ‘noradrenalin’ devreye girer ve gerginlik, huzursuzluk, uykusuzluk başlar. Dayanılmaz bir kontrol etme isteği ile aşık olunan kişi aranır, penceresinin altına, kapısına gidilir veya modern çağda bir mesaj atılır, FaceTime’da görüntülü konuşulur, sonuçta bir şekilde ‘kontrol edilir.’

Aşık olduğumuz kişiyi ‘yerinde bulduğumuzda’,  dopamin salgılanır ve mutlu oluruz. Ancak dopaminin mutlu etkisi bir süre sonra biter ve noradrenalin etkisi ile huzursuzluğa döner. Yeniden kontrol etme, yeniden dopamin salgılanması mutluluk, yeniden, yine… Dünyanın bu en tatlı kısır döngüsü sürer gider.

Aşkın ömrü 2,5 yıl, daha sonra kişi uyanıyor

Aşkın ömrü yaklaşık 2,5 yıl (937,5 gün). Bu sürenin sonunda üst akıl tekrar kontrolü ele alıyor, daha doğrusu kişi uyanıyor. Eğer uyanan kişi bulunduğu ortamdan memnun ise ilişki bitmiyor, dönüşüyor; daha akılcı ve insani bir hal alıyor. Ama kişi uyandığında bulunduğu ortamdan memnun değilse ayrılık geliyor.

Bu noktada eşler aşk sırasında ne kadar kendi yaşamlarından fedakârlık yapıp işlerinden, arkadaşlarından, ailelerinden, hobilerinden vazgeçiyorlar ise uyandıklarında kendilerini buldukları hayattan o kadar çok mutsuz oluyorlar ki, ayrılık kaçınılmaz bir son olarak geliyor.

Ayrılıklarda dökülen gözyaşı bile farklı!

Ayrılık döneminde dökülen gözyaşları da normal zamanda dökülenden farklı özellikler taşır. Ayrılık dönemindeki gözyaşı içindeki tuz miktarı daha düşüktür, yani daha suludur. (‘Sulu göz’ deyimi buradan geliyor olabilir mi?) Yine daha düşük tuz oranı nedeni ile göz çevresinde geçirgenlik oranı artar ve gözler daha çok şişer, kızarır.

Kırık kalp sendromu nedir?

Son olarak ayrılık acısı yaşayan kadınlarda görülen ‘kırık kalp sendromu’ da bilinmelidir. Yoğun acı nedeni ile kalp krizi bulguları ortaya çıkan kadınların yapılan anjiyografilerinde koroner damarları sağlam olarak bulunmaktadır. Buna rağmen, kalp yetmezliği hızla gelişmekte ve sıklıkla ölüm ile sonuçlanmaktadır.

 

posta

Yorumlar için tıklayın

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çıkışta Olanlar

Yukarı