Aile

Erkekler, Babalık Veya Kocalık Yapma İhtiyacı Hissetmiyor

Radikal’de yayımlanan psikiyatri yazılarıyla büyük ilgi Dr. Alper Hasanoğlu, Türkiye’nin önde gelen psikiyatristlerinden biri. Uzun yıllar İsviçre’de çalıştıktan sonra üç yıl önce Türkiye’ye döndü. Ülkemizde bireyin ve toplumun psikolojik sorunları arasındaki ilişkiye dair çarpıcı açıklamalar yapıyor. Biz “aile”, “çocuk” ve “baba” kavramlarını sizlere aktarmak istedik. Yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

“Bu ülke topraklarında yaşayan insanlar babasız büyüyor. Babalar çocuklarına, ailelerine, babalık veya kocalık yapmak ihtiyacı hissetmiyor. Kocalık yalnızca eve para getirmek ve kendi istediği zaman seks yapmak, ailenin ‘namus’unu korumak anlamına geliyor. Çocukları doğru dürüst sevmeden, saçlarını bile okşamadan baba oluyoruz. Oysa çocuğun evrensel ihtiyacı sevilmek, değer verilmek, olduğu gibi kabul edilmek, anlayış görmektir. Bu olmadığı için de erişkinliğe geçemiyoruz. O yüzden de liderlere tapma ihtiyacı içinde oluyoruz, çünkü babaya ihtiyacımız var. Dünyada ‘Baba’ diye başbakanı olan kaç ülke vardır? Ergenler kendine bir ‘peer’ (akran) grubu arar. İçinde ait hissedebilecekleri, çocukça şımarabilecekleri, küçük şiddet oyunlarına başvurabilecekleri gruplar… Bizde erişkinler de bu şekilde. Linç kültürünün hâlâ devam edebilmesi bu durum nedeniyledir.

baba ve kiz cocuk

Bu hal kadın erkek ilişkilerine nasıl yansıyor?

Bir tane Türkiye yok, biliyorsunuz Türkiye‘nin %98’i hâlâ erkek egemen bir düzen içinde yaşıyor.

Üst sınıflarda bu durum aşılmış değil mi?

Değil. Orada biraz daha rafine bir hal alıyor. Adam karısına tokat atmıyor da kredi kartı limitini sınırlıyor. Mesela “senin çalışmana gerek yok, nasılsa ben kazanıyorum” diyor adam ama bu ister istemez bir baskı unsuruna dönüşüyor. Adam o gücü hissettiriyor. Kadın, gidemeyeceğini bildiği için sürdürüyor ilişkiyi, bu onun özgür seçimi olmaktan çıkıyor.

Erkeğin üzerinde de iyi aile babası olma baskısı yok mu? Bu onu nasıl etkiliyor?

Bambaşka bir yük o. Psikiyatristlere gelen kitlenin %90’ı kadın bir kere. Ben haftanın birkaç gününü köpeğim Paşa dışında erkek görmeden geçiriyorum. Erkekler bir sorunu olduğunu kabul etmek ve anlatmaktan kaçıyor. Bu zayıflık gibi görünüyor. Bunu yapmamak üzere büyümüş durumda. Bana gelen erkeklerin çoğu ‘Sizi tanımak, sohbet etmek üzere geldim’ diyor. İyi yaptın da beni tanımak için niye o kadar para veriyorsun? Yardıma ihtiyaç duyan erkek, erkek değilmiş gibi görünüyor. Bu da çok ağır bir yük, durmaksızın güçlü olmak zorundasınız, hiçbir zaman ağlamamalısınız.

Alper Hasanoğlu

Bu katılık da bir kırılganlık yaratıyor herhalde.

Evet ve o kırılganlık da bizim gibi toplumlarda şiddetle dışa vuruluyor. Çünkü şiddet de şiddetten sakınmak da öğrenilen bir şey ve bu kadar şiddetle yoğrulu bir ortamda kişi hiç farkında olmadan problemlerin şiddetle çözülebileceğini öğreniyor. Bu öğrenmeyi kırmak çok zor bir şey ve çok insanüstü bir çaba gerektiriyor bazen.

Meryem Uzerli olayında, sözünü ettiğiniz erkek şiddetinin ve genel gergin ortamın yurtdışında yetişmiş birini nasıl tükettiğini gördük. Onun en büyük şikâyeti, Türkiye’de havada asılı duran, adeta elle tutulabilen bir gerginlikti. Bu gerginliğin nedeni ne?

Yetersizlik, başarısızlık, değersizlik duygusu, bu toplumda inanılmaz yer etmiş ve beyinlerimize kazınmış halde. Bununla başa çıkabilmek için çoğunlukla tam tersini yapmaya çalışıyoruz. Ben mükemmelim, ben harikayım, en iyiyi ben bilirim diyen narsistleriz hepimiz. Bu öfke de bununla ilgili. Temeldeki yetersizlik, başarısızlık, değersizlik duygusu bunun nedeni. Bu duygu, başkalarının acısına da duyarsız kalmayı beraberinde getiriyor.”

Yorumlar için tıklayın

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çıkışta Olanlar

Yukarı