Konuk Yazar

Küçük Bir Kaçamak Hikayesi

Yılbaşı için bir ay öncesinden plan programımı yapmıştım. Annemlerin peşine takılıp İzmir’e gidecek ve kutlama için kızı onlara bırakıp tek başıma eve dönecektim. Tam olarak bir parti organizasyonu ya da yapılacak herhangi bir plan yoktu ama olsun, kız olmadan bana her yer Paris, her yer Londra, her yer Newyork’tu. Şimdiye kadar sadece bir gece birlikte kalmamıştık. 22 aylık bir süreden bahsediyorum. Tamam çok zorlanmadım, şikayetlerimin elle tutulur nedenleri yok, uyuyamıyorum, gezemiyorum diye sızlanmaktan başka bir derdim de yok. Evet evet tabii ki şükrediyorum, tabii ki beterin beteri var diyorum falan ama biraz özgürlük be kardeşim. Saatlerce kuaförde takılmak, yavaş adımlarla mağazaları dolaşmak, sürdüğüm ojenin yirmi dakika sonra bozulmaması, bi öğlen rakısı içebilmek, kolye, küpe takmak, saate takılmadan sinemaya gidebilmek ve evden küçük bir çantayla çıkabilmek benim de hakkım değil mi?

Planım iyi gidiyordu. İzmir’e geldik. Yaklaşık iki hafta sonra kızı bırakacağım için evin tatlı ve hamarat kızı rolünü iyi oynamam gerekiyordu. Sen otur anne ben toplarım, babacım bir çay daha alır mısın, siz rahatsız olmayın ben kızı yediririm, hadi karı koca gezin biraz ben kızı uyuturum gibi ileriye dönük yatırımlarımı yaptım. Gerçi annem zaman yaklaştıkça “belim çok ağrıyor, yaşlandım artık, sağ kolum uyuşuk, dişlerim sızlıyor, neriman da çaya çağırdı gidemedim” diye alt metinde durumdan hoşnutsuzluğunu dile getiriyordu. Bir bardak su ve kas gevşetici uzatıp, iç şunu annecim bir şeyin kalmaz diye planlarımı bozamayacağını belli ediyordum ben de. Psikolojik bir savaş vardı evde. Kendilerine yaptıkları yılbaşı planlarını bile “aaa olmaz kalabalık yerde hastalık olur, oturun evde” diye bozuyordum. Kızın hastalanması demek benim ilk uçakla geri dönmem gerek demekti ama değil mi?

Ortamı daha fazla germemek için son güne kadar valiz hazırlamadım. Kot, tişört giyip çantamı alıp çıktım. Arabada havaalanına doğru giderken kendi kendime defalarca sus, konuşma dememe rağmen “altını üç saatte değiştiriyoruz, öğlen sütünü atlamayın, bol bol sebze yesin, banyosu şu günlerde yapılsın, kremlerini ihmal etmeyin vs vs” diye referansı bizzat kendim olan anneme komutlar yağdırdım. Neyse ki sakin, anlayışlı insanlar. Peki yavrum, sen hiç merak etme diyerek endişelerimi yatıştırdılar. Benim kızım bana bunları dese terliği kafasına fırlatırım mesela. Biz seni kör, topal mı bıraktık, yemedik yedirdik, içmedik içirdik, nankör, çocuğuna mı bakamayacak mışım, bak bak şu laflara, banyosunu anlatıyor bi de, hüsamettin çek kenara, bana bi haller oluyor diye fenalaşır, dil altı ilacım verilene kadar nefes darlığı yaşarım. Neyse ki o zamanlara daha çok var. Şimdiden düşünüp sinirlenmeyeyim değil mi?

İlk günden gece gezmeleri, ertesi gün yeni yıl alışverişi, sonra keyifli bir yılbaşı gecesi, arkadaş ziyaretleri, rakı masaları, kanepeden kalkmadan saatlerce film izleyip fast food ile beslenme diye zaman akıp gitti. Gözümde fazla büyüttüğüm bu çocuksuz tatil, aklımın büyük bir köşesinde hiç çıkmayan “şimdi napıyordur bensiz” zırlamalarıyla bitmişti işte. Çocuklarıyla yeni yıla giren ailelerin fotoğraflarına bakıp yutkunarak ‘aman ne var ben de çok eğlendim’ diye avuttuysam da kendimi, yok olmadı. Eksik kaldım, yarım kaldım. Çocuğun olmadan yaptığın tatil, simidi çaysız kuru kuru yemek gibi boğazına düğümleniyor. Benden söylemesi. Varsa eğer böyle planlarınız, yine yapın da, yapın yani oluyor da, oluyor tabii de, tabi eğleniyorsun sonuçta da, yapın kendiniz görün bence…

Yorumlar için tıklayın

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çıkışta Olanlar

Yukarı