Bebek

Son Kaşık

-GİRİŞ-

Annelerin en büyük sorunu; o “son kaşık”. Hayat memat meselesi. Sanki çocuk o son kaşığı yerse dünyayı kurtaracak, dünya üzerindeki bütün olumsuzluklar son bulacak. Anne öyle uğraşıyor ki, o son kaşıktakiler yenmezse gerçekten kalanlar ağlayacak. Adeta bir koşucunun sarf ettiği enerji sarf ediliyor ve o son kaşık artık kaşık olmaktan çıkıyor. Uçak oluyor, araba oluyor, tren oluyor. Çocuğumuzun içi otoparka dönüşüyor.

**Uzmanlar zorla yemek yedirmenin, çocuğun yeme alışkanlıklarını bozduğunu, anne ile çocuk arasındaki ilişkiyi zedelediğini ve zıt psikoloji yüzünden zorla yapılan her hamlenin olayı daha da vahim hale getirdiği kanısında. Tabii bu durumda zedelenen sadece çocuk değil madalyonun diğer yüzünde annelerimiz var.

Toplumun büyük bir kısmında da öyle bir düşünce var ki ne kadar kendini yıpratıyorsa o kadar iyi bir annedir ya da yakın çevrelerden gelen tepkiler “aaa bu çocuğa bir şey yedirmiyor musun sen? süzülmüş sanki, zayıflamış”… Sonra ne mi oluyor? Annemiz beyin sınırlarını zorlayan çeşitli yöntemlerle çocuğa yemek yedirmeye çalışıyor. Burnunu sıkıyor, aa bak kuş uçtu, böcek kaçtı derken bin bir türlü oyunlarla çocuğun ağzını açmasını sağlıyor. Ağzını açan çocuğa bir kaşık yemeği yedirmenin şevkiyle ikinci kaşık için başka planlar yapıyor. Verilen vaatler, rüşvetler ve ödüller… Başta cazip gibi görünse de çocuğu kötü yönde etkiliyor. Çocuğun özgüvenine istemeden de olsa çentikler atılıyor. Yapılması gereken şey aslında çok basit, basit denenin de mayası bazen tutmuyor ancak baskılıcıktansa disiplinli bir şekilde yılmadan bu yöntemleri uygulamak gerekiyor. Çocuğun acıkmasını ve açlığı hissetmesini beklemek, sabah öğle ve akşam öğünlerini alışkanlık haline getirene dek ara öğünler vermemek ve yemek yiyeceği zamanı eğlenceli hale çevirmek.

-GELİŞME-
Vakti zamanında böyle bir yazı yazmıştım. Zaten “doğuştan iştahlı” bir çocuk annesi olarak ne kadar kolaymış bunları yazmak. Bu satırları yazdıktan bir süre sonra ne olduysa oldu, piyango sandım amorti çıktı. Oğlumun mağarası* yemek girişlerine kapandı. Başlarda sözüm ona ilişkimiz zedelenmesin, uzman görüşü vs. diyerek hiçbir zorlamada bulunmadan yazıma ve okuduklarıma sadık kaldım. Daha sonra baktım olacak gibi değil. Eee eksantrik yöntemler aramaya da gerek yoktu. Maymun olacaktım. Bir kaşık için kılıktan kılığa girdim; kızılderili gibi evin içinde garip sesler çıkararak zıplayarak dolanmalar, aaa aç ağzını açmazsan ben yiyeceğim, babana vereceğim gibi kurulan gereksiz cümleler…


Burada önemli olan büründüğün kılık değil, gösterdiğin performansın şiddetiydi. Kendimi bir an “Yeteneksizsiniz Türkiye” elemelerinde falan hissetmeye başlamıştım. Işık hızında değişmişti herşey. Ve sonunda amacım son kaşık bile değil “ilk kaşık” oldu. Kimin ahını aldım, kimin nefesini bilmem. Sen miydin ahkam kesen? Sen miydin bırakın çocuğunuzun acıkmasını bekleyin, ara öğün vermeyin diyen? Allah aşkına söyleyin bana hangi anne çocuğunun bir gün aç gezmesine göz yumabilir? Hem aç hem de koltuk tepelerinden inmeyen, ipsiz ip atlama hareketi yapan bir çocuk, üstüne bir de yemek yemiyorsa Allah aşkına uzmanım, tabibim söyleyin! Bu kısmı mantığa sığar mı?

Şu sıralar aramızdaki ilişki zedelenmesi sınırını geçtim, ilişkimiz hiiiiiç mühim değil. Hatta temelden sarsılabilir. Yeter ki o ağzı açsın. O ağız açılacak arkadaş!
Uzmanları sağ köşeye, her konuda birden fazla fikri olan büyüklerimizi sol köşeye alalım. Bu işi en iyi anneler bilir, başa gelen çekilir.

-SONUÇ-
Çetrefilli duygulara kapılmayın, geriye sadece o son kaşık kaldıysa çocuk doymuş demektir.

Yorumlar için tıklayın

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çıkışta Olanlar

Yukarı