Konuk Yazar

Çocukla Kenya’da Safari (Bölüm 2)

Ve ilk gün…

Altı saat süren uçak yolculuğundan sonra Kenya Nairobi’ye indiğimiz andan itibaren her şey o kadar farklıydı ki. İlk gözüme çarpan çok fakirlik, çok sefalet, çok trafik olduğuydu. 03:00’de inip sabaha kadar kalacağımız ve arkadaşlarımızla buluşacağımız Serena Hotel tam bir şehir oteliydi. Yol boyunca gördüğümüz manzaranın aksine son derece hijyenik, modern ve şık. Yola çıkmadan önce biraz Kenya’dan bahsetmek gerekirse, yaklaşık 43 milyon nüfusu olan ve neredeyse Fransa büyüklüğünde bir ülke. Başkent Nairobi ise gördüğümüz kadarıyla son derece hareketli ve bir o kadar da kozmopolit. Doğu Afrika’nın en fazla nüfusa sahip şehri Nairobi aynı zamanda Afrika’nın politik ve finansal merkezi.  Resmi dil Swahili’ce ama 70’e yakın dil konuşulduğu söyleniyor. Swahili dili de Doğu Afrika sahillerinde konuşulduğu için Arapçadaki sahil kelimesinden geliyor.

IMG_0959

Nairobi’ye gelip de ünlü restoranı Carnivore’a gitmeden dönmeyin derim. Biz son gecemizde gittik ve çok beğendik. Avlanan tüm hayvanların etlerinin servis edildiği restoran biraz bizim kebapçıları andırıyor. Girişte sizi dev bir ocakbaşı mangal karşılıyor. Üstünde aklınıza gelmeyecek yüzlerce et çeşidi pişiyor. Masanıza önce özel bir kokteyl getiriyorlar biraz mojito’ya benzer. Hoş geldiniz içkisi. Masaya bir sos tepsisi geliyor iki katlı. Her etin özel sosu var beraberinde. Tepsinin üstünde bir bayrak var. Doyduğunuz zaman bayrağı indiriyorsunuz bu “yeter artık getirmeyin” demek. Bizim ara sıcaklar gibi burada da tüm et çeşitlerinden azar azar getirip tadına bakmanızı sağlıyorlar. Timsah, deve kuşu, domuz, zürafa, hindi… aklınıza ne gelirse her et çeşidi var. Carnivore kesinlikle Nairobi’de görülecekler listenizde olmalı.

14 Ekim sabahı Kenya’dan seçtiğimiz Somak Safaris tur firmasının yerel rehberi Ahmet tarafından Serena Otel’den alındık ve 8 kişilik 4×4 aracımızla Kenyatta Bulvarı’nın uzantısı olan yoldan safariye doğru yavaş yavaş yola çıkmaya başladık. Her yer çok farklı geldi bize. Mola verdiğimiz her yerde Jambo diyerek karşılandık. Rehberimiz Swahili dilinde merhaba, selam anlamına geldiğini söyledi. Ayrıca Aslan Kral çizgi filminden de belki hatırlarsınız “Hakuna Matata”da çok kullanılıyor. Sorun yok, no problem anlamında. Yaklaşık 5 saat süren yolculuktan sonra Samburu’ya ve kalacağımız Asnhil Samburu Tented Camp’a geldik. Kapıda Masai’li olduğunu öğrendiğimiz Johnson bizi karşıladı. Soğuk havlularla ve tropik içeceklerle karşılanıyorsunuz her gittiğiniz otelde bu arada. Havlular ne kadar temiz bilemeyiz tabi. Macera şimdiden başlamıştı. Otelin hemen önündeki alanda filler, zebralar geziyordu. Çocuklar çılgına döndü. Her yerde maymunlar vardı. Kapıda uyarı bile yapıldı, çadırımızın fermuarını açık bırakmamamız için. Maymunlar içeri giriveriyorlarmış.

IMG_1107

Samburu’da iki gece kaldık. Sabah 06:30-08:30 arası ve akşam 16:30 -18:30 arası yaptığımız safarilerde neredeyse BİG 5 denilen tüm beş büyük hayvanı (Fil, Bufalo, Aslan, Leopar, Gergedan) değişik kuş çeşitlerini, sadece Samburu’da görülen Reticulated Giraffe (zürafa) dahil pek çok hayvanı gördük. Bu arada safari kelimesi seferi kelimesinden geliyor. Yani seyahatte olma anlamında. Hakikaten tam 10 gün seyahatte olacaktık.

Samburu Game Reserve adı verilen bu geniş araziye, üstü yarı açık jeeplerle çıkıyoruz. Hayvanların çoğunu yakından, daha uzaktakileri dürbün yardımıyla çok net görebiliyorsunuz. Araçtan inmek kesinlikle yasak, nereden ne çıkacağını bilemezsiniz. Rehberimiz Ahmet tanımadığımız hayvanları tanıtmaya başladı. Afrika’da sadece Samburu’da görebileceğimiz hayvanları sıraladı. Bunlar; Somali Ostirch (Devekuşu), Reticulated Giraffe, Gerenug (uzun boyunlu impalaya benziyor), Grevy Zebrası (en büyük zebra çeşididir. Kürk için avlanmadan dolayı nesli tehlikedeymiş. 1500 ila 2000 kadar kaldığı tahmin ediliyor. 1,45-1,60 m. uzunluğunda ve 350-450 kg). Oriks baisa (iri antilop) Guinea fowl volturing (bir kuş cinsi).

Yola ilk çıktığımızda bir fil sürüsü karşıladı bizi, yavaş yavaş çıkacaksın bu basamakları dercesine yürüyorlardı. Her yanımız antilop cinsi impalalarla doluydu. Fotoğraflarını çekmek için adeta birbirimizi ezdik ilk günün heyecanıyla. Duru dünyada değil de cennette olduğunu düşünüyor, en sevdiği zebralar her yerde. Kimisi hamile, koca karnıyla oradan oraya koşuyor.

Dikdik adı verilen hayvanı ilk kez burada gördük. Yine antilop cinsi fakat daha ufak, kulakları sivri sivri ve çok sevimli. Sekreter kuşu da yine ilk kez bize merhaba diyenlerden.

IMG_1070

Samburu’da beni en çok etkileyen akşam saatleri ve o saatlerde yaptığımız safariler oldu. Filmlerden ve Afrika’ya dair gördüğüm kartpostalladan tanıdığım o düz yassı şeklindeki ağaçlar o kadar güzel bir renge bürünüyor ki… Yellow wood achasia adı verilen bu akasya türü Afrika’nın adeta simgesi. Hele üstündeki kuş yuvaları adeta bir süsleme sanatı gibi duruyor. Sanki her bir dala abajur asmışsınız gibi. Gün batımının kızıllığında yaptığım o geziler hayatımın en güzel anılarına kaydedildi şimdiden.

Samburu’da gördüğümüz hayvanların yanı sıra çocuklar gerçek bir Masai’liden ok yapmayı ve atmayı, ateş yakmayı da öğrendiler.

Samburu’da gördüğümüz hayvanların yanı sıra çocuklar gerçek bir Masai’liden ok yapmayı ve atmayı, ateş yakmayı da öğrendiler.

Samburu’da Johnson ve tüfekli bir güvenlik görevlisi eşliğinde yaptığımız doğa yürüyüşünün keyfi hala anılarımda. Yanınızda akan bir nehir, filler, zebralar eşliğinde bir yürüyüş. Bu arada yürürken her hayvanın dışkısını gösterdi bize Johnson. Buradan az önce babun geçmiş, şu zurafa dışkısı, bu fil diyerek… Özellikle fil dışkısı çok işe yarıyor. Suyla karıştırıp ilaç yapıyorlar, çocuklara içiriyorlar. Sıtmadan koruyor. Ateş yakmak için kullanıyorlar ve ev yapımında faydalanıyorlar. Bizim kerpiç gibi. Zürafa dışkısı çok minik, keçi boku gibi. Yürüyüş sırasında değişik otları da tanıtıyordu Johnson bize, tam o sırada Duru en çok görmek istediği şeyi iguanayı gördü. Mavi, sarı tonlarda olan iguana çok şirindi doğrusu.

Samburu’da kaldığımız lodge (Konaklanan yerlere verilen ad) altı beton olan üstüne branda geçirilmiş fakat gayet modern bir çadır evdi. Balkon kapısı file ile kaplı branda ve mutlaka kapalı kalması gerek. Gece 00:00 ile 05:00 arası elektrik yok. Sabah kahvaltı öncesi safariye çıkacağımız için Duru ve Erkan’a atıştırmalık sandviç verdim ve lobide beni beklemelerini söyledim. Dışarı çıktıktan birkaç saniye sonra dışarıdan Erkan’ın uuu aaa ooo sesleri ve Duru’nun çığlıklarını duydum. Bir hayvan saldırmıştı kesin ve kapıyı açtım koşup odaya girsinler diye. Meğer ellerindeki sandviçlere maymunlar saldırmış! Halleri o kadar komikti ki, kaçarak odaya geldiler. Tabii sonrasında tüm maymunlar da bizim balkona. İlk günden tüm dikkati üzerimize topladık anlayacağınız.

Samburu’da safari yaptığımız bir akşam üstü bir leoparın yavru domuza saldırdığına şahit olduk fakat anne domuz öyle bir kaçırdı ki yavrusunu, analık her yerde refleks demek sanırım, koruma iç güdüsü demek, fedakarlık demek.

Afrika’da sadece Samburu’da göreceğimiz hayvanların yanı sıra, aslan, leopar, zebra, babun, fil gibi bir sürü hayvanı da bir arada görerek safarinin ilk iki gününü böylece bitirdik.

 

Yazı dizisinin önceki yazıları:

http://internetanneleri.com/cocukla-kenyada-safari-bolum-1/

Fotoğraflar: Erkan Tozluyurt

Yorumlar için tıklayın

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çıkışta Olanlar

Yukarı