Konuk Yazar

Bangkok 2‏

bangkok

Bangkok’ta ilk gün. Thailand’ın ilk günü.

Uzak bir diyardaki ilk gün çok önemlidir, çok da güzeldir. Hiç bilmediğiniz bir ülkeye uyanmak insanda tarifsiz bir heyecan hissi uyandırıyor. Kimlerle tanışacağız, nerelere gideceğiz, neler yiyeceğiz. Nasıl bir ülke burası, havası suyu nasıl, nasıl kokuyor. Sadece turistik değil, ara sokakları nasıl, yerel halk nasıl, ne giyerler, ne yer ne içerler. Kafamda bin bir türlü soru. Bu arada kızım ne yapıyor, doğru ya, Türkiye saati 5 saat geride, en derin uyku zamanında mışıl mışıl uyuyordur eminim. Uyanınca ararız, onun da günü güzel geçer, bizim de. Taa öğlen arayabiliriz onu.

Bangkok

Yoldayken şunu düşünür insan sıklıkla: Bu kadar insan var dünyada ve ben şu an buradayım. Hiç bilmediğim bir yerdeyim, bir daha da belki burada olmayacağım. Olsam de bu an olmayacak yeniden. Bu insanları, yanımdan geçenleri, bu turistleri, gezginleri, yerelleri bir daha hayatım boyunca görmeyeceğim belki de asla. Bir yandan da yapılan bir araştırmaya göre, hayatımızda benzer insanlarla karşılaşma oranımız da hayli yüksekmiş aslında. Kim bilir, az önce yanımdan geçen birisi, yıllar sonra karşıma tekrar çıkacak ve ben onu bir yerden gözüm ısırıyor ama… diyeceğim, bilmeden. İnsan beyninin muhteşemliği.

bangkok

Sabahın köründeyiz, çok açız, sokaklar geceden kalma. Hala içenler bile var barlarda. Bu sokak bar ve restoran dolu. Bildiğin Taksim havası var. Eğlencesi kalabalığı geleni gideni bitmiyor belli ki. Her yer tabela, aslında kaotik biraz. Sokaklar biraz pis. Yerde sızmış turistler bile var. Dikkatimi çekiyor, bu sokağın hemen baş köşesinde turist polisi var. Huzuru bozan, aşırı alkol alan, ayılan bayılan, sıkıntı yaratanları belli ki buraya götürüyorlar. Bir bakıma iyi, güvendeyiz neyse ki.

Bir anda gözüme yemek tezgahları çarpıyor, sabah saat erken, bazıları hala orada. Sanırım dün gece yediğim yemekler aslında bütün gün orada duruyormuş. Farkına vardığım o an, bu yemekler sabah konuyor tezgaha, akşama dek satılıyor. Neyse bünye alışık bu tip tuhaf beslenmeye, herhalde bir şey olmaz, hala hayattayız ne de olsa.

Otelimizin kahvaltısı, başka bir yerin terasında. Oraya yöneliyoruz, merak ediyorum, neler var kahvaltıda acaba. Taylar pirinçli domuzlu çorbamsı bir şey ya da noodle yiyormuş, sanırım ben bunları almayacağım sabah sabah. Burada turistik kahvaltı olarak en yaygın tür: English breakfast. Seviyorum, hiçbir şey yoksa da bu iyidir. Domates, salatalık, peynir ve ekmek yok. Tost ekmeği var sadece. Tatil boyunca ekmek yiyemeyeceğimizi o anlarda bilmiyorduk tabii. Çeşit çeşit somuz sosisleri, yumurta, tost ekmeği, reçel, tereyağ, portakal suyu, çay ve kahve var. Yumurta soğuk, kahvaltı kötü. Zaten Tripadvisor’a bakınca anladım, hiç iyi yorum yok, kahvaltı kötü yazıyor. Evet kötü, net. Olsun, sonuçta doyuyoruz.

bangkok

Bugün zindeyiz, uykumuzu aldık, gezmeye ve keşfetmeye başlayabiliriz. İlk olarak ben en çok yüzen marketi merak ediyorum, hemen sokakta sizi gören taylar etrafınıza geliyor, nerelisin, ismin ne, ne kadar kalacaksın vs vs. Sorular, adeta röportajda gibi. Bir tuktuk şöförü bizi alıyor, diyoruz ki Floating Market’e gitmek istiyoruz. Hemen başlıyor, ooo orası çok uzak 2 saatlik yol ama ben sizi yakındakine götürürüm, atlayın. Hadi bakalım, gidelim, neler gelecek başımıza.

Tuktuk, Asya’da yaygın olarak kullanılan taksi gibi ama motordan oluşan, havadar, her tarafı açık ulaşım aracı. Oldum olası çok severim, Tayland’dakiler de renkli ve neşeli. Trafik güzel, hava güzel, açık ve sıcak. 30 derece civarında. Bir yerlere gidiyoruz ve geldik diyor. Elimizde harita yok bu arada, neden bilmiyorum patates gibiyiz, ne kitap, ne harita ne de bir bilgi yok üstümüzde. Bir tek kaldığımız otelin ismini biliyorum. Bir blogta okumuştum, lokal insanlar İngilizce bilmez, kaldığınız yerin tayca ismini bir kağıda yazdırıp yanınızda taşıyın deniyordu. Tabii biz böyle bir şey yapmadık. Tuktuk şöförü siz 1 saat botla gezin gelin ben burada olacağım dedi, peki dedik.

bangkok

 

Başımıza geleceklerden habersiz, ben sanıyorum ki bu her yerde fotoğraflarını gördüğümüz yüzen markete gidiyoruz. Hepsi aynı herhalde diyorum içimden. Bir limandayız, uzun kuyruk denen longtail botlar var. Özel biniyormuşuz, normalde 8 kişilik bot ama biz 2 kişi olacakmışız. Bu sebepten inanılmaz bir fiyat veriyorlar bize. İl gün kazığı, pazarlık yapsak da çok inmiyor fiyat. Olay bu demek diyoruz, ne bilelim normal fiyatını… Bir ülkede ilk gün kazın yenmeden olmaz. Biniyoruz hadi bakalım…

Bu bizim ilk longtail bot maceramız. Bu botlar buraya has, deniz bazı yerlerde çok sığlaşıyor, bu botlar her yere yanaşabilsin diye, motorları yukarıda duruyor. Okyanus kıyıları çok sığdır, bizim Ege gibi hiç değil, her tekne giremez yakına. Onlar da yıllar yılı bu tasarımı kullanıyorlar belli ki, Hindistan’daki modelleri çok daha değişikti. Tatilin büyük kısmında bu botlara daha bol bol binecektik. Yola çıkıyoruz, Bangkok’ta körfezdeyiz, denizin rengi yok, gri yeşil gibi, pek tadı tuzu yok öyle mavi dinginlikte değil, hafif çalkantılı, bana hiç temiz gelmedi bu su. Sonra dar bir geçide girerek ilerliyoruz. Bu arada bu botlar çok ses çıkartıyor. Motor dışarıda ya, sürekli bir uğultu içinde. Neden sonra kaptanımız duruyor, bakıyorum ilerde demir kapılar var, onlar açılacak ve biz gireceğiz. Sistem şu, gideceğimiz yerle bizim aramızda kot farkı var, araya kanal yapmışlar, 2 adet demir kapı var. Demir kapılardan birisi açılıyor, 5-6 bot giriyor ve kapı kapanıyor. Sonra diğer demir kapı açılıyor, su doluyor ve yükseliyorsunuz. Bu şekilde diğer tarafa geçmiş olunuyor. Girdiğimiz yerler sokak gibi, suyun kenarında evler, okullar, tapınaklar, sudan bir mahalle. Bana Hindistan’ın Kerala eyaletini anımsattı. Orada da botlarla kanal turu yapmıştık, yalnız orada bütün günlük tur, burada 1 saatlik verdiğimiz paranın 10’da biri falan olabilir. Görünürde bir yüzen market olayı yok. Bazı evlerin hali harap. Fakirler yaşıyor belli ki. Tepelerde elektrik ve telefon telleri var bolca, sistem eski. Bazı evler muhteşem, villa gibi. Arada çamaşır asan kadınlar, bize el sallayan çocuklar. Bir daha asla görmeyeceğim insanlarsınız, düşüncelere dalıyorum.

bangkok

Kaptanımız bize mandalina ikram ediyor, İngilizce bilmiyor ama anlaşıyoruz el kol hareketleri ile. Minik, tatlı, mis kokulu mandalinalar bunlar. Çok iyi geliyor o sıcakta.

Aslında güzel bir tur oldu, değişikti, görmeye değerdi de kesinlikle. Kanal boyunca farklı tekneler, yerel halk, onların yaşam şekilleri ile karşılaştık. Yüzen market olarak ise sadece bir tekne yanaştı yanımıza onda da fiyatlar karadakinin 5 katı idi. Bir şey yok yani, yüzen market diye turist kazıklamak diye düşündük. Ne yapsınlardı belki de, onlar da haklı.

Turumuz 1 saat sürdü, geldiğimiz yere geri dönmemizle son buldu. Gene sonradan öğrendik ki, bizim asıl gitmek istediğimiz yere 200 bahta minivan kalkıyormuş. 200 baht şu an 12 TL civarında. Buna 2 saatlik yok ve 1 saatlik bot gezisi dahil. Bizse ilk gün 1200 baht verdik 2 kişi bu tuhaf gezi için. Neredeyse 100 tl, oh my buddha. İndiğimizde bizi sevinçle karşılayan genç nasıldı dedi, bu yüzen market değil ki dostum söyle gerçek market nerede dedik, anlamadı herhalde güldü, market market dedi ve gitti. Tuktuk şöförü de bizi karşıladı, hadi bakalım şimdi nereye gitmek istersiniz diye sordu. Sanırım o da turist buldu, gezdirecek günü kurtaracak. Ama tuktuk fiyatları çok uygun, 2-3 tl ile bol bol yol yapabiliyorsunuz. İnsan çok gezince 1 liranın bile hesabını yapıyor hale geliyor doğal olarak, pazarlıklar yapılıyor sürekli. 3 ün 5 in hesabını yaparken buluyorsunuz Asya’da kendinizi sıklıkla, çok komik haller aslında.

bangkok

Bir sonraki durağımız Standing Buddha-Golden Guddha olacak. Yani tapınak gezip biraz altın Buddha heykellerine bakalım. Bildiğiniz üzere Thailand Budist bir ülke, Budizmin de en büyük sembolü Buddha. Bu ülkede her yerde, her şekilde bir Buddha çıkıyor karşınıza. Bana çok huzur veriyor, görmek için sabırsızlanıyorum.

Yalnız bir sorun var, çok acıktık. Tuhtuk şöförüne diyoruz, biz çok açız güzel lokal nerede yeriz diye. Gezerken, bu tip şeyleri bazen en iyi taksiciler bilir. Onlara sormakta fayda var, gerçek tay yemekleri ile hep yerel insanların arasında tanışırsınız muhtemelen.

Götür bizi tuktuk, hem güzel yemeğe hem de Büyük Buddha’ya…

bangkok

Berrak Chi
İnstagram: bechis#
facebook: berrak.chi

 

 

Yorumlar için tıklayın

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çıkışta Olanlar

Yukarı