Aktivite

Tatile Çıkalım Mı? Ama Yalnız…

Yalnız tatile gitmek, yalnız sinemaya gitmek gibidir. Yani… çok güzel! Pek çok kişinin anlam veremediği, “asla yapamam” dediği bir durum, yalnız tatile gitmek. Tecrübelerime ve tahminlerime de dayanarak biraz anlatmaya çalışacağım ve daha önce bu deneyimi yaşamamış olanları gaza getirebilirsem ne âlâ diyeceğim.

Birincisi sabah kahvaltı için erken kalkmak istemiyorsanız, kalkmazsınız! O gün denize girmek yerine tüm günü, pansiyonun kapı eşiğinde kitap okuyarak geçirmek istiyorsanız, o gün tüm günü, pansiyonun kapı eşiğinde kitap okuyarak geçirirsiniz. Yolculuk için uçak kullanmak isterken sırf, tatil arkadaşınız korkuyor diye otobüse talim etmek zorunda kalmazsınız ya da uzun, molalı bir otobüs yolculuğu hayal ederken 50 dakikada, ne olduğunu bile anlamadan kilometrelerce ötedeki bir şehir otelinde bulmazsınız kendinizi. Gidişte otobüs, dönüşte uçak kullanırsınız isterseniz, işte özgürlük.

En yakın arkadaşlarla, sevgiliyle tatile gitmek; her güzel manzarayı, harika kumsalları ve tüm o ilginç böcekleri beraber keşfetmek, paylaşmak da paha biçilemez keyifli elbette. Fakat şimdi ben burada biraz yalnız tatile gitmenin hoşluklarından bahsedeceğim, yalnızlığı öveceğim izninizle… Algılarınızın daha açık oluşuyla, çevrenizde olup bitenlerin daha bir farkında olacağınız o yalnız seyahat…

İster otobüsle, ister uçakla ya da motosikletle çıkın yola, başınıza türlü çeşit komik-ilginç olaylar gelecektir. Yolculuğu ve yolda olmayı sevenler içinse yalnız tatil, kaçınılmaz zaten.

Yalnız tatil, ne kadar yalnız bir tatildir? Basitçe yaklaşmak gerekirse, şöyle söyleyebilirim. Hiçbir zaman tam anlamıyla yalnız kalamadım ama bu da yine size bağlı. Yeni bir insanla tanışmak istemiyor; bir hafta ya da iki hafta boyunca kendi sesinizi dahi unutmak istiyorsanız, unutun, kimseyle konuşmak zorunda değilsiniz. Fakat insan sosyal bir hayvandır Aristo’ya göre. Bu, biraz zor olabilir.

“Sarıçeşme sahiline nereden gidebilirim?; Aşkım Müzesi kaça kadar açık acaba?; Pardon, Brigitte Bardot Köyü’ne giden dolmuş kaç saatte bir kalkıyor? (yer isimleri kafadan sallanmıştır)” gibi soruları tek başınıza olduğunuz için, siz sormak zorundasınız. Hiç bilmediğiniz bir şehirdeki, tanımadığınız kişilerle yapacağınız konuşmalar sayesinde, inanın hiç tahmin edemeyeceğiniz bilgiler edinirken bulabilirsiniz kendinizi.

Öyle bir his ki, hiç bilmediğiniz o şehir sanki sizin; adım attığınız her sokak, yıllardır sizi bekliyormuş gibi gelecek; her şeyi yapabilirmişsiniz gibi. Ve tabii ki kendinizi acayip özgür hissedeceksiniz. Daha önce belki var oluşu ya da yok oluşunun farkında bile olmadığınız bir kendine güven duygusu ise cabası…

Özellikle de her tatilin muhtemelen en mutlu günü olan ilk gün; odanıza, çadırınıza yerleştiğiniz dakikaların neşeli, heyecanlı hissiyatı tam olarak anlaşılamaz, yaşanır cinsten… Bu his, her yıl gittiğiniz ve çok sevdiğiniz tatil beldesi de olsa, daha önce hiç gitmediğiniz yeni bir şehir de olsa değişmeyecektir. “Yalnızca sıkıcı insanlar sıkılır!” dedi Bukowski, küçükken “anne canım sıkılıyo” dediğim olmuştur, kabul. Yalnız kaldığınızda sıkılacağınıza eminseniz eğer, tüm söylediklerimi unutun ve vazgeçin bu yolculuktan.

Yalnız tatile çıkmanın en ve belki de tek olumsuz tarafı, fotoğraf makinenizde kendinize ait bir fotoğrafın bulunamıyor oluşu… Fakat artık selfie çekmeyeni dövüyorlar, bunu da başarabilirsiniz.

Murakami’nin “Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında” isimli kitabının 7. bölümü şu cümlelerle başlar: “Otuz yaşında evlendim. Eşimle, tek başına çıktığım bir yaz tatilinde tanıştım.” Evet, yalnız çıkılan bir tatil size neler getirecek asla bilemezsiniz. Şimdi gidip şu bavulu hazırlayayım.

*Bu yazı ilk kez 27 Ağustos 2014’te Sözcü Hayat’ta yayınlanmıştır.

Yorumlar için tıklayın

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çıkışta Olanlar

Yukarı